Barış Manço, Siyaset Meydanı programındaki konuşmasında Türkiye’de müzik türlerinin popülerleşmesinin belirli tarihsel olaylarla bağlantılı olduğunu anlatmıştır.
1950’lerden sonraki çok partili hayata geçişle birlikte, türkülerin yeniden gündeme geldiğini belirtiyor. Daha sonra, belirli tarihlerin (27 Mayıs 1960, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1998) müzik türleriyle olan ilişkisini vurguluyor. Barış Manço yaşanan sert (darbe), yarı sert (muhtıra) ve yumuşak olaylarla toplumun beğenisine sunulan müzik türleri arasında bir bağlantı olduğunu ifade etmiştir. Konuyla ilgili bir belgesel çalışmasının bitmek üzere olduğunu haber veriyor. Bu yayından bir ay sonra ise şüpheli bir şekilde vefat ediyor. Barış Manço’nun bu gerçekleri açıklaması birilerini rahatsız mı etti? Ölümüne kalp krizi süsü mü verildi? Çeşitli iftiralarla ve itibar suikasti ile amaçlanan ve gizlenen neydi? Yoksa bu itibar suikastiyle, bir suikast mi gizlenmeye çalışıldı?
Barış Manço’nun bu konuşmasını da, söz ettiği parametrelere ait grafik ile birlikte sizlerle aşağıda paylaşıyoruz. Bu gerçekleri bir üniversite ya da fakültenin araştırması gerektiğini söylüyor. Biz Barış Manço’nun bu isteğini bir vasiyet olarak kabul ederek detaylı teknik bir araştırma yaptık.
Şimdi Barış Manço’nun bahsettiği müzik türlerini pozitiften negatife puanlandıralım. Bu puanlandırmayı, müziğin kişi üzerindeki psikolojik ve manevi etkilerini göz önüne alarak yaptık:
Müziklerin Duygu Seviyeleri (Pozitiften Negatife)
Anadolu Pop : 5 Puan (En Pozitif Müzik)
Türküler : 4 Puan
Aranjman: 3 Puan
Yeni Pop : 2 Puan
Arabesk: 1 Puan (En Negatif Müzik)
Barış Manço, Cem Karaca ve Erkin Koray Anadolu Pop (Rock) ile Türk Milleti için en pozitif müzik türünü icra etmişlerdir.
Barış Manço’nun bahsettiği grafiği aşağıda, duygu seviyesi parametrelerine ve yıllara bağlı olarak çizdirdik.

Bu grafikte bu duygu seviyesi değişiminin tarihlere göre değişimi verilmiştir. Kontrol işareti, toplum mühendisliğinde belirli duygusal tepkileri yönlendirmek amacıyla kullanılan semboller veya unsurlardır; müzik gibi iletişim araçlarıyla bireylerin psikolojik durumunu etkileyerek istenen toplumsal davranışları oluşturmayı amaçlar. Bu kontrol mekanizması, kontrol eden tarafın iktidarını artırırken, kontrol edilen toplumu zayıflatıp pasif hâle getirir. Aslında bir bakıma narkoz vererek toplumu uyutur. Burada toplumun kullandığı gıdaların GDO’lu olması, tarım ilaçları, içme suyuna katılan klor gibi maddeler de etkilidir. Ayrıca açlık ve yoksul sınırı altında yaşayan halk, yeterli beslenemediği için her geçen yıl zeka ve bilinç seviyesi düşmektedir. 2025 yılında, tarım ürünlerimiz tarım ilaçlarından diğer ülkeler tarafından geri çevrildi. Avrupa’daki en kalitesiz içme suyu Türkiye’dedir. Avrupa’nın birçok şehrinde çeşme suyu arıtılmadan içilebilmektedir.
Mevcut Eğitim sistemi, toplum mühendisliğinin bir parçasıdır. Son 20-25 yılda onlarca kez sistem değişikliği yapılarak eğitim yap-boz tahtasına dönüştürülmüştür. Ortada ne eğitim vardır, ne de bir sistem. En çok değişen bakan, Milli Eğitim Bakanı olmuştur. İlkokul öğrencilerine orta okul ve lise konuları gösterilmektedir. Daha okumayı yeni öğrenen 2. sınıf öğrencilerine aşırı zor Matematik problemleri çözdürülmeye çalışılmaktadır. Daha soruyu anlayamayan öğrenciden bu soruları çözmesi beklenmektedir. Öğrencilere yapılan aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle, öğrenciler öğrenmeleri gereken minimum bilgi ve beceriyi bile kazanamamaktadır. Öğrenciler özgüvenini kaybetmektedir. Verilen aşırı miktarda ve zor olan ödevleri öğrenciler değil, velileri yapmaktadır. Bunu öğretmenler de bilmektedir ve ödevi bu şekilde vermektedirler. Örneğin, İkinci sınıfa giden öğrencinin sunum hazırlamasını beklemektedirler. Ödevler öğrencilere değil velilere verilmektedir. Bu aşırı ödevler, öğrenci ile veliyi karşı karşıya getirmekte, aile huzurunu bozmaktadır. Aileler ödevlerden dolayı tatilleri evde ödev yaparak geçirmektedir.
Kontrol işaretini klima örneğiyle anlatabiliriz. Odanın sıcaklığı 27 derece olsun, biz 22 dereceye getirmek istiyorsak kumandadan dereceyi düşürürüz. Çok soğuduğunda ise dereceyi yükseltiriz ya da kapatırız. Klima, sıcaklık 22 dereceye geldiğinde devir düşürür. Klima, odanın sıcaklığını bizim istediğimiz değere ayarlamak için motorun devrini kontrol işareti ile ayarlar. Toplumu kontrol eden üst akıl da işte bu yöntemi kullanır. Kontrol sistemleri; ısıtma soğutma sistemleri, otomobil, uçak ve uzay araçlarında kullanılır.
Müzik türlerinin duygusal düzeyleri, aslında kontrol sisteminde sisteme uygulanan kontrol işaretleri gibidir. Topluma farklı düzeylerde duygusal kontrol işaretleri uygulanmıştır ve toplum bu müziklerle istenen duygusal düzeye ulaştırılmıştır. Bu sayede, siyaset ve toplum mühendislerinin yani üst aklın istediği toplumsal olaylara ortam sağlanmıştır. Özellikle 1980 darbesinden sonra, arabeskle birlikte gelen duygusal seviye düşüşü çok tuhaftır; toplum en yüksek düzeydeki pozitif müzikten en düşük düzeydeki negatif müziğe maruz bırakılmıştır. Bu da toplumu duygusal yıkıma götürmüştür.
70’lerdeki pozitif duygusal durum 80’lerde Arabesk müzik ile pasifize edilerek sıfırlanmıştır. Bu da insanları pasif ve edilgen durumuna getirmiştir. Toplum, 70’lerdeki mücadele ruhundan otoriteye tamamen boyun eğer duruma gelmiştir. 70’lerdeki bu mücadeleci ruhu da bazı iç ve dış güçler sağ ve sol olarak ayrıştırarak provoke etmişlerdir. Bu da aslında Soğuk Savaş’ın ülkemizde olan yansımasıdır. Halk, komünist ve faşist gibi söylemlerle ikiye bölünmüştür. Komünist denenler Rusya’yı destekleyenler, faşist denenler ise ABD’yi destekleyenlerdir. Komünist söyleminde muhafazakar kesimin dini duyguları da kullanılmıştır.
TÜRKÜLER (1940-1950’ler, 1998’den sonra)
Türküler, 1950 Demokrat Parti ve 2002 AKP iktidarlarına toplumu hazırlamıştır. Muhafazakar görünümlü partiler türküler sayesinde iktidara gelmiştir.
Türkülerle toplumun muhafazakar duyguları “okşanarak” muhafazakar görünümlü Demokrat Parti iktidara getirilmiştir. Demokrat parti, ilk dönem toplumun din duygularını kullanarak halk desteğini artırmıştır. Muhafazakar iktidarlar, ezanın tekrar Arapça haline getirilmesi, başörtüsü yasağının kaldırılması, Anadolu ve Fen liselerinin dahi imam-hatip lisesine dönüştürülmesi v.b. icraatler sayesinde halktan destek almışlardır. Ancak diğer taraftan besmeleyle kiliseler açılmış, domuz eti kasaplık et olarak serbest bırakılmış, hastanelerde yenidoğan bebeklerin para için öldürülmesine göz yumulmuş, Papaya, Patrikhane’ye, Hahamlara Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türk topraklarında ayinler yaptırılmıştır. Gelir adaletsizliği, yolsuzluk, hukuksuzluk, dinin siyasete alet edilmesi sonucunda dine zarar verilmiştir. Bunun sonuncunda, Ateizm ve deizm rekor düzeye ulaşmıştır. Yeni yetişen nesil, bunlar müslümansa biz değiliz demeye başlamıştır.
1954 seçimlerinden sonra ekonomik koşulların da kötüleşmesi sebebiyle, Demokrat Parti iktidarı muhalefet üzerinde baskı kurmaya ve otoriterleşmeye başlamıştır. Bu durum 2013 sonrası AKP iktidarıyla benzerlik göstermektedir. Demokrat Parti’nin Rusya ile olan yakınlaşması sonucunda, ABD destekli 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiştir. Bugün iktidar ortağı olan Milliyetçi partinin kurucusunun da darbede başrol oynaması dikkat çekicidir.
Türkiye İslami Değerler Endeksine göre 2015 yılında 65. sıradayken 2022 yılında 100. sıraya kadar geriledi. Bunun anlamı şudur: İslami Değerler Endeksine göre gerilemek demek Münafıklığın, inkarın ve küfür düzeninin, adaletsizliğin ve zulmün artmasıdır.
Nisa Suresi 145. Ayet: “Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onları oradan kurtaracak hiçbir yardımcı da bulamazsın.”
Aslında muhafazakar iktidarlarla toplum daha dindar olmuyor daha da dinsizleşiyor.
İslami Değerler Endeksine dair sıralama, tüm dünyadaki bağımsız akademisyenler tarafından adalet, insan hakları, uluslararası ilişkiler, ekonomi, siyaset gibi kriterlere göre tarafsız bir şekilde puanlama yapılarak gerçekleştiriliyor.
İşte belgesi: https://islamicity-index.org/wp/latest-indices-2022/
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a, Avrupa seyahatinden dönüşünde “Nasıldı?” diye sormuşlar. Şöyle cevap vermiş: “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi..”
ARANJMAN MÜZİK (1960’ler)
1960’lı yıllarda, muhafazakarlaşan halk, Aranjman Müzik ile batılı bir çizgiye çekilmek istenmiştir. Soğuk Savaş döneminde ABD kendi kültürünü Aranjman Müzik ile empoze ederek Türk Halkını ABD safına çekmiştir. Aynı zamanda 27 Mayıs Askeri darbesinin sert ortamı bu müzik türüyle ve özgürlükçü 1960 anayasasıyla yumuşatılmıştır.
Aranjman Müzik, Muhafazakar duygulara hitap eden Türkülere tepki olarak ortaya çıktı. 27 Mayıs darbesinden sonra toplumun tekrar batılılaşması istendiği için aranjman müzik toplumun beğenisine sunulmuştur. Batı etkisi taşıyan aranjman müzik, halk için bir çıkış yolu olarak öne sürülmüştür. 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlükçü ve yumuşatılmaya çalışılan ortam da aranjman müziğin batılılaşmayı özendiren yumuşak etkisiyle pekişmiştir. Böylece Ajda Pekkan, Tanju Okan ve İlham Gencer gibi sanatçılar bu tarzın temsilcileri olarak öne çıkmıştır.
ANADOLU POP / ROCK
1970’ler: Anadolu Pop gelişti. 1970’lerde Türkiye, toplumsal mücadelelerin ve sağ-sol çatışmalarının yoğun yaşandığı bir dönem olarak öne çıkar. Anadolu Pop akımı, bu dönemde halk müziği ile batı müziğini birleştirerek halkın mücadeleci ruhunu yansıtır. Ancak, bu dönem içinde halkın, sağ ve sol olarak ayrıştırılmasıyla kitleler arasında derin bir toplumsal bölünme yaşanmıştır. Anadolu Pop ise bu ayrışmayı, verdiği birlik ve beraberlik mesajlarıyla önlemeye çalışmıştır. Anadolu Pop denilince akla, Barış Manço, Cem Karaca ve Erkin Koray gelir.
ARABESK MÜZİK
1980’ler: Arabesk müzik ön plana çıktı. 1980’lerdeki 12 Eylül Darbesi, sağ-sol çatışmaları ve anarşi ortamını bastırmak için sert önlemlerle gelen baskıcı bir dönemi başlattı. Darbe sonrası toplum sıkı bir kontrol altına alınarak siyasi faaliyetler yasaklandı ve ağır sansür uygulandı. Bu süreç, toplum mühendisliğiyle halkın duygusal durumunu yönlendirme çabalarının açık bir örneğidir. Arabesk müziğin bu dönemde yükselişi, halkın duygusal çöküşü ve kaderciliği artırılarak bireylerin pasifize edilmesi stratejisini destekledi.
Arabesk müzik, çaresizlik ve kabullenme temalarını işlerken, “Batsın Bu Dünya” gibi şarkı sözleri halkın ruh halini yansıtarak bu çaresizlik ortamını güçlendirdi. Bu müzik türü, bir yandan toplumsal tepkinin ifadesi olarak ortaya çıkmış gibi görünse de, diğer yandan halkın siyasete dair mücadele azmini kırarak boyun eğme duygusunu pekiştiren bir araç hâline geldi.
Darbe sonrası ANAP iktidarıyla gelen teknolojik gelişmeler ve ekonomik liberalleşme gerçekleşirken; sosyal, kültürel ve ahlaki anlamda gerileme yaşandı. Arabesk müzik, bu süreçte toplumsal kaderciliği ve kültürel yozlaşmayı derinleştiren bir unsur olarak öne çıktı. Arabesk Müziğin en bilinen sanatçıları, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’tir. 1980’lerde taksilerde, dolmuşlarda, yolda sokakta bu müzik türüyle melankoli ve üzüntü içinde geçti hayatımız.
YENİ POP (1990’lar)
Çok kanallı medya sayesinde “yeni pop” adıyla hareketli ve yüzeysel müzikler yaygınlaştı. . Eğlenceli ritimlere sahip olsa da yüzeysellik ve geçici duygusal tatmin sunmaktadır. Bu müzik türü sezonluk olarak dinlenir, bir sonraki sezon ya da birkaç ay içerisinde unutulur. Dinleyici, bu tür müziklerle derin duygusal bağlar kurmaktan kaçınmakta ve geçici bir eğlence deneyimi yaşamaktadır. Toplum bu müzik türüyle iyice balık hafızalı ve vefasız hale gelmiştir.
İLAHİ VE EZGİLER (1990’lar)
Bu dönemde aynı zamanda dini içerikli ilahi ve ezgilerin de bu müzik türüne tepki olarak yaygınlaşmıştır. İlahi ve ezgi türündeki müzikler Refah Partisini güçlendirmiştir. 1994 yılında birçok büyükşehir belediyesini Refah Partisi kazanmıştır. 1996 yılında Refah-Yol iktidara gelmiştir. Refah Partisinin radikal söylemleri ve tavırları 1997 28 Şubat Post-Modern darbesine ortam hazırlamıştır. 28 Şubat darbesi ile birden ortaya çıkan türküler AKP iktidarına ortam hazırlamıştır.
1998’den Sonra Yine Türküler
1998’de ise 28 Şubat süreciyle birlikte yeniden türkülerin gündeme gelmiştir. Süreç aynı 1950 Demokrat Parti iktidarı öncesindeki gibi işlemiştir. 28 Şubat ve İnönü dönemlerinde Dini özgürlüklerin kısıtlanmış olması nedeniyle halk muhafazakar görünümlü işbirlikçi iktidarların kucağına itilmiştir.
Genel olarak, müzik türlerinin halkın beğenisine sunulmasındaki değişikliklerin, ülkede yaşanan yumuşak ya da sert toplumsal ve politik tutumlarla paraleldir. Üst akıl, Türk Halkı ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynamıştır. Toplumu istediği siyasal düşünce yapısına müzik ile, televizyon programlarıyla hazırlamıştır. Kadın programları, ahlaksız TV dizileri ile toplum ahlaki ve kültürel olarak çökertilerek topluma son darbe vurulmuştur. Dizilerdeki kavga, gürültü, silah ve adam öldürme sahneleri, gerilimli 440Hz müzik ile insanları tahammülsüz ve kavgacı bir hale getirmiştir. Gerçek tarihle yakından uzaktan alakası olmayan tarihi diziler iktidarın propaganda aracına dönüşmüştür. Gerçek tarihi bilgilere uygun olmayan vurdulu kırdılı kılıç sahneleri ile toplum şiddete teşvik edilmiştir. Toplum Tin suresindeki gibi alçağın en alçağı durumuna planlı olarak getirilmiştir.
440Hz müzik, Nazi Almanyası’nın Propaganda Bakanı Goebbels tarafından toplum mühendisliği ve zihin kontrolü için kullanılmıştır. La = 440Hz frekansı müzik endüstrisinde standart hale gelmiştir. Tüm müzik enstrümanları ve ekipmanlar 440Hz standardına göre üretilmektedir.
440 Hz FREKANSI
440 Hz frekansı; olumsuz propaganda amacıyla kullanıldığında insan psikolojisinde olumsuz etki yapmaktadır. Arabesk müzik, agresif reklam müzikleri, gerilimli dizi müzikleri insanın ruh halinde yıkıcı etki yapmaktadır. Bazen sabah kalktığımızda adeta kafamızın içinde akşam izlediğimiz reklamın, şarkının veya dizinin müziği çalar. İşte bu durum 440 Hz müziğin olumsuz kullanımına örnektir çünkü bütün gece o reklam müziği bilinçaltımızda tekrarlandı. Yarım dakikalık reklamla bilinçaltımıza işlemiş oldular.
432 Hz FREKANSI
432 Hz ise insanın doğal frekansına en uygun frekanstır. 4+3+2 = 9’dur. 432 = 16×27 = 2x2x2x2x3x3x3’tür. İnsanın ve tabiatın doğal frekanslarının tam katıdır. Nikola Tesla 3, 6 ve 9 sayılarını evrenin anahtarı olarak tanımlamıştır. 432 sayısı 3, 6 ve 9’un tam katıdır. 432’deki rakamları toplarsak : 4+2 = 6 -> 6+3 = 9’dur.
Barış Manço’nun Gülhane konserinde müziğin frekansını 432Hz olarak ölçtük. Ancak albüm kayıtlarındaki frekans teknik sebeplerden dolayı 440 Hz’dir. Müzik aletleri ve ekipmanlarına ait standartlardan dolayı Barış Manço albümlerinde mecburen 440Hz kullanmıştır. Tüm müzik enstrümanları 440 Hz müziğe ayarlı olduğu için kayıttan sonra ton ayarı yapıldığında seste bozulmalar oluyor. Barış Manço, 440 Hz müziği insanlara olumlu duyguları ve iyiliği aşılamak için kullanmıştır. Halil İbrahim Sofrası, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Gönül Ferman Dinlemiyor, Dıral Dede’nin Düdüğü gibi onlarca eseri dünyanın geçici olduğunu, iyiliğin ise kalıcı olduğunu vurgular:
“Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile”
“Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile”
DIRAL DEDE’NİN DÜDÜĞÜ ŞARKISINDAKİ SIRLAR:
Barış Manço Dıral Dede’nin Düdüğü şarkısında bugünkü bu acı gerçekleri açıklamış:
Hele destur! Maşallah, bu ne iştah böyle?
Hele destur! Yetim hakkı yemedin mi, söyle!
Hele destur! Gözümüz yok, afiyet şeker olsun
Ama paylaş, gel beni dinle, gariplerin de karnı doysun
Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın gör dediğini
Bir kulak ver de dinle sağır sultanın duyduğunu
Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan
Bir gün duyarsın elbet Dıral Dede’nin düdüğünü
Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın gör dediğini
Hele destur! Maşallah bu ne kudret böyle
Hele destur! zayıfları ezmedin mi söyle
Hele destur! Gözümüz yok Allah daha iyi etsin
Ama paylaş, gel beni dinle, ardından herkes dua etsin
Barış Manço Dıral Dede’nin Düdüğü şarkısı Maun suresinin tefsiridir. Maun suresi gibi yetim hakkına, yoksul hakkına, kamu hakkına, zekata vurgu yapar. Maun, Kamu Hakkı, zekat, iyilik anlamına gelmektedir.
Din kisvesi altında, yetim hakkı yiyen ve garipleri aç bırakan emekliyi açlığa mahkum eden ve zayıfları ezen bellidir. Barış Abi daha ne desin? Aç gözünü demiş, sağır sultan demiş, devekuşu gibi kafanızı kuma gömmeyin demiş. “Gör şeytanın gör dediğini” deyimi gizli olanı gör demektir. Yani şeytan ayrıntıda gizlidir. Din kisvesi altında dinsizlik yayılmaktadır. Şeytan sahte din ile dinsizleştirmektedir. Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in mesajından habersizdir. Sağır sultanın duyduğu Kur’an-ı Kerim’e, bilhassa da Fatiha ve Maun surelerine kulak vermemektedir.
Yorum bırakın